Kafamda Bir Tuhaflık

6 Eylül 2015 Pazar

| | |




                       Bu gece yazmalıyım. Kitabım bitti. Blog yorum bekler. Ancak ben bu kitaptan sonra ne yazacağımı hiç ama hiç bilmiyorum. Ne diycem ben şimdi size? Okuyun mu ? Okumasanız da olur mu? Neyse ben kitaptan bende kalanları yazayım da siz karar verin okuyup okumayacağınıza... 

                 Kafamda Bir Tuhaflık tuhaf bir hikaye. Bir aşk hikayesi aslında ama bi taraftan da taşradan büyük kente ekmek parası için gelen insanların hüzünlü hikayesi. Mevlüt'ün babası ile birlikte geldiği İstanbul, bi çok insana yaptığı gibi onun da hayatına hiç beklenmedik yollar açacak kimimize göre bir İstanbul'a sığışma , kimimize göre de tuhaf bir aşk hikayesine tanıklık etme şansı verecek bize. 







            Bu hikayenin en tuhaf tarafı Mevlüt'ün bir düğünde gördüğü adını Rayiha sandığı kıza sevdalanıp , aşk mektupları yazması ve onu kaçmaya ikna ettiği gece aslında kaçırdığı kızın düğünde gördüğü kız değil de onun ablası olduğunu anlaması. Evet tam olarak kandırılışının hikayesi gibi görünüyo ilk bakışta ama Mevlüt karşısına çıkan bu kızı çok sever hatta  İstanbul'da en çok onu severse durum değişir.  



    

                      İstanbul'un parsel parsel ele geçirildiği gecekondu kültürünün yerleşip zamanla geliştiği semtlerinde yaşanıyor hikayemiz. 40 yıllık bi zaman diliminde Istanbul'a dışardan gelip çeşitli yollarla zengin olanlar , mal mülk kişisel çıkarlar uğruna en yakın akrabasını satanlar , İstanbul'un hem çehresinin hem de sosyo-kültürel yapısının gün gün değişmesi , "seni yenicem İstanbul " ya da belki " sana yenilmiycem İstanbul" diyen Mevlüt'ün yoğurtçuluk , pilavcılık, dondurmacılık , otopark bekçiliği , elektrik tahsilatçılığı ama en çok ta boza satarak kendi kaderini yaşamasının hikayesiydi okuduğum.








              Mevlüt , kitabımızın ana karakteri olmasına rağmen kimselere hayır diyemeyen , sessiz sakin, hep kabullenici tavrı ile bende kitap boyunca en az konuşan kişi olduğu izlenimi yarattı. Mevlüt konuşmuyor sadece yaşıyor...Arada  bozaaaaaa diye bağırıyor , hayata haykırır gibi , hepsi bu.Yaşantısındaki herşey onun kontrolü dışında gelişiyo ,hayat akıyor Mevlüt bakıyor sanki :)





          Başladığımda kitaba , bunca zamandır kulağıma  çalınan " Orhan Pamuk zor yazar. " söylentisinin hiç de doğru olmadığını düşündüm. Su gibi akan , herkesin anlayacağı yalın bir dille yazılmış,sıradan mahalle yaşantılarının anlatıldığını düşündüm. Çok keyifli başladı. Merakla okumaya başladım Mevlüt'ün hikayesini. Ama sonra yine o yalın ve keyifli anlatım devam ettiği halde ben koptum kitaptan. Merak ettiğim şeyler mi bitti , ki sanırım öyle , acayip uzadı anlatılanlar benim için. Verilen mesajları aldım , İstanbul'un nasıl canına okunmuş , o koca koca gökdelenler nasıl da mantar gibi dikiliyor böyle kolaylıkla ona tanık oldum ama ne bileyim işte sıkıldım ben. Çok uzamış geldi bana.


     


                 Netice itibariyle oldukça yoğun geçen bir yaz tatilinin çoğu boyunca elimde sürüklenen bu kitapla ilgili son kararı siz vereceksiniz.Okuyun ve görün.Okuması kolay ,akıcı ve keyifli deyip gerisini size bırakıyorum...



 kaynak

Orhan Pamuk hakkında daha fazla bilgi için bi göz atın 












1 yorum:

Gulumser Yuksel dedi ki...

teşekkürlerrrr

Yorum Gönder