Yol Ayrımı

22 Şubat 2015 Pazar

| | | 0 yorum
 
 
              Yol Ayrımı Kemal Tahir'in Esir Şehir Üçlemesinin son kitabı. Esir Şehrin İnsanları ,Esir Şehrin Mahpusu'ndan sonra Yol Ayrımı ile üçlemenin sonuna gelmiş oldum. İlk kitapta bir paşa oğlu olan Kamil Bey'in yurda dönüp kendini Milli Mücadele'nin tam da ortasında buluşunu ,bunun için verdiği ödünleri okumuştuk. İkinci kitapta Kamil Bey Milli Mücadelecilere yardım ederken yakalanmış ,yargılanmış ve yedi yıl hapse mahkum edilmişti. Son kitapta ise Türkiye'nin siyasi geçmişindeki önemli olaylardan biri anlatılıyor ana tema olarak. Muhalefet partisinin kuruluşu , işleyişi ve kapanışı işleniyor. Bu sefer çok daha fazla karakter var hatta o kadar çok ki zaman zaman bu kimdi nereden çıktı bu hikayede ne işi var diyorsunuz. Asıl kahramanımız Kamil Bey bu sefer çok çok geri plana kalmakla birlikte kızı Ayşe'ye ulaşma süreci (ki burada Kamil Bey'in karısını ikinci kitabın sonunda boşadığını ve karısının bir başkası ile evlenip kızını Kamil Bey'e göstermediğini  söylemek zorundayım)kitaba bir merak ve akıcılık unsuru katmış. Ancak Kamil Bey'in güçlü , mücadeleci kişiliği gitmiş , kızı Ayşe dışında her şeyden vaz geçmiş bir adam çıkıyor karşımıza...İlk iki kitapta özellikle ikincisinde sık sık gördüğümüz güçlü bir karakter daha vardı ki bu sefer beni çok şaşırttığını söylemek isterim. Ramiz Bey sıkı Kuvayi Milliyecilerdendi .Bu sefer öyle perişan, dağıtmış çıktı ki karşımıza bu işte bir iş olmalı dedim kendi kendime, burada bir mesaj verilmeye çalışılmış olmalı bize ,gibi geldi bana. Yorgun Kuvayi Milliyecilerin demokrasinin güzelliğini yaşayacak halleri kalmamıştı sanki. Ya da belki benim hüsnü kuruntum :)
 
 
 
   


             Bir üçlemenin son kitabını yorumlayınca ister istemez hep karşılaştırma yaptığımı farkettim. Yol Ayrımı'na gelelim en iyisi... Olaylar bir gazetede başlıyor. Vakit gazetesi de diğerleri gibi habersizlikten kırılmakta... Hep tekdüze olağan haberler yazarak gazete basmaktan çok sıkılmıştır herkes gibi  Murat ta...Tam da o sırada bir telgraf gelir ve bomba gibi bir haber düşer Serbest Parti açılıyordur. Üstelik bu parti Gazi'nin isteği ile açılıyordur ve  başında Halk Partisi'nin sadık adamlarından  Fethi Bey vardır. Bu durum yani Halk Partisi'ne muhalif bir partinin kuruluyor olması, bunca zaman Gazi'nin yanında olan insanların ona karşı bir parti kuruyor olmaları insanların kafasını karıştırmıştır ve bir kargaşa yaratmıştır.







            Bu arada İstanbul'da üst üste yangınlar , hastalıklar ,yokluklar her türlü pisliğin, ahlaksızlığın kol gezmesine neden olmaktadır. Bütün bu olan bitenlerin içinde kızının karşısına çıkmak için liseyi bitirmesini bekleyen bir baba vardır. Kamil Bey... Babasından, annesinin anlattıkları yüzünden nefret eden Ayşe babasının gerçek yüzünü öğrenecek ve babasını affedecek mi? Serbest Parti kurulduktan sonra kimler neler yaşayacak, halk sağlıksız yaşam koşullarında daha ne kadar dayanabilecek? Bir taraftan zenginler daha da zenginlerken fakirler nasıl ayakta kalmayı başaracaklar. Hürriyet'e kavuşulduğu sanılan o günlerde ,insanlar ne kadar özgür ? Tüm bu soruların cevapları için Yol Ayrımı'nı okumalısınız. Ancak daha önce üçlemenin diğer kitaplarını da okuyun çünkü sık sık geri dönüşler var ve diğer kitapları okumadıysanız bi çok şey size bir şey ifade etmeyecektir...



       Son olarak üçlemenin ilk kitabından aldığım keyfi diğer ikisinden almadığımı belirtmek boynumun borcu. Bu benim tamamen şahsi fikrim. O dönemin dili çok güzel aktarılmış falan filan ama o kadar çok konuşan insanlar vardı ki ikinci ve üçüncü kitaplarda zaman zaman bayılıyorum sandım. Uzun uzun konuşan insanlar  bana göre değil ben bunu anladım. Giderek daha çok şey bana göre değil olmaya başlıyor bakalım sonuç nereye gidecek.... Keyifli bol kitaplı günler dileklerimle yeni kitabım için heyecanlanmak üzere huzurlarınızdan ayrılıyorum ;)

1473

7 Şubat 2015 Cumartesi

| | | 1 yorum

 
             Çocuklarımız sayesinde her gün yeni şeyler öğrendiğimiz gibi, çocuklarımız sayesinde hayatımıza giren güzel insanlar da var. Çocuklarımın çok sevdikleri arkadaşlarının annesi, artık rahatlıkla sevgili dostum diyebileceğim Ceyda'm verdi bu lezzetli kitabı bana. Birlikte geçirdiğimiz oldukça üzücü  bir günün sonunda biraz kafa dağıtmak için bir araya geldiğimiz o gece ben ona okuması için bir kitap verdim , o da bana....İnsanın ruhunu  tamir etmek için kitap veren dostlarının olması ne kadar güzel.
 
         Yüz elli sayfalık minik sayılabilecek bir kitap 1473 ama etkisi, öğrettikleri , kazandırdıkları çok büyük. Biri bana Otlukbeli Savaşı'nı bu kadar keyifle okuyacaksın ve okuduklarını bir daha unutmamak üzere hafızana kazıyacaksın dese inanır mıydım bilmem. Kesinlikle ders kitabı olarak okutulması gereken, ortaokul öğrencilerine ödev olduğu hissettirilmeden  :) ödev gibi verilebilecek bir kitap 1473.
 
      Anlatımının sadeliği ,naifliği ile az sözle çok şey anlatılabilirin en güzel örneği diyebilirim. Otlukbeli Savaşı'nı bir dişi kirpi anlatıyor bize. Hem tarih hem de kirpiler hakkında pek çok şey öğreniyorsunuz. Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan Bey'i tanıyoruz önce doğumundan ölümüne kadar. Sonra İstanbul'u fetheden Sultan Mehmet tanıtılıyor yine doğumundan ölümüne. Otlukbeli nerededir , nicedir, neden uğrunda savaşır Türk Türk'e , Müslüman Müslüman'a karşı bunu öğrendikten sonra tarihin en kanlı savaşlarından birine tanıklık ediyoruz ,savaş meydanının tam da orta yerinden...
 
 "İnsanın yarası neredeyse, kalbi de orada atar. Dünyanın kalbi ise savaş meydanlarında...1473 yılında Otlukbeli sekiz saatliğine dünyanın kalbi oldu .Attı,attı,attı..."
 
 

 
            "Artık Türk'ün Türk'le, Müslüman'ın Müslüman'la savaşacağı kesinleşmiş, kimilerine göre bu kıyamet alameti sayılmıştı. Hepsi Türk, hepsi Müslüman olan kahraman askerlerin arasında binlerce hayvan ve onların da arasında iki kirpi vardı."

          İşte o iki kirpiden dişi olanı ,iki ordunun zar zor sığdığı ovada  iki yüz bine yakın askerin çarpıştığı Otlukbeli Savaşı'nı öyle güzel bir dille anlatıyor ki bize...

          "Tanrım biraz eğilirsen sana sarılabilirim." diye ifade ediyor sevdiğini bulduğu günü...Bir  savaşta  sadece insanların  değil ,hayvanların ,bitki örtüsünün ,dağın ,taşın da çok büyük kayıplar verdiğini anlatıyor bize sevdiğini kaybederken...

           "Yuvalarının üstünde birbirini öldürmek için sıraya girmiş zafer düşkünlerini taklit ederek yere düşerken, dualar ettiler. Bu şekilde ölmeyecekleri bir dünyaya yeniden gelebilmek için. Ve hayvanlar her duanın sonunda "amin" yerine "olsun" dedi. Olsun. Bu "olsun" iki anlam taşırdı. Her şeyi kabullendiğimizi gösteren "olsun" ve duamızın gerçekleşmesini aşkla istediğimizi belirten "olsun". 

       Bir savaşı tarafsız olarak okurken  öyle kötü hissediyorsunuz ki kendinizi ...İçiniz acıyor her iki taraf için de ...Olmasın istiyorsunuz, biri dur desin tüm olanlara...Bir taraftan gayet insani duygularla boğuşurken bir taraftan da en zayıf yönümüz merak, ağır basıyor ve bayıla bayıla okuyorsunuz savaş taktiklerini, kullanılan silahları, askerlerin kıyafetlerini sınıflandırılmasını...Hatırlasanıza hani bize tarih derslerinde öğretilmeye çalışılan Azaplar,  süvariler, piyadeler... İşte bu kitabı okurken bunları sular seller gibi öğreneceksiniz. Hem de hiç farkına varmadan...

       Lafı uzatma , de ki bize okuyalım mı okumayalım mı derseniz , kesinlikle , mutlaka, muhakkak , yüzde yüz okumalısınız derim...Hem de en yakın zamanda...


      Tarih , üstelik savaş tarihi yazan biri( gerçi yazarımız bu kitabın bir aşk kitabı olduğunu söylüyor ama ) gözünüzde nasıl canlanır. En azından belli bir yaş üzerinde olmasını beklersiniz değil mi? Kim yazmış bu kitabı diye bakınca şaşırdığımı itiraf etmek istiyorum. Karşıma gencecik  üstelik çok ta hoş bir bayan çıktı...


kaynak: http://wikibedia.com.tr


        Bilmemek ayıp değil öğrenmemek ayıp derler ya ...Ben de yazarımızın zaten tanınmış bir yazar gazeteci  olduğunu öğrendim biraz araştırınca. Ve bilmek istersiniz diye sizinle de paylaşmak istedim. Buyurun bu enfes kitabın güzel yazarı BEDİA CEYLAN GÜZELCE Hem de kendi dilinden...
 
 
 
              Kitabımızın tanıtım videosuna göz atmak istersiniz diye düşündüm ...
 
 
 
 
          Buyurun yazarımızın hazırladığı Otlukbeli Savaşı Sırları  Belgeseli ...Kitabı okuduktan sonra mutlaka izleyin derim...
 
 
 
 
 
 


      



 

Esir Şehrin Mahpusu

2 Şubat 2015 Pazartesi

| | | 0 yorum

         



       Çok ümitli idim yarıyıl tatilinden. Bol bol dinlenecek ve tabi ki bol bol okuyacaktım. Bi dolu kitapla veda ettim İstanbul'a.Çok keyifli günler  geçirdiğimizi itiraf ediyorum ancak öyle yoğun ve hareketli geçiyor ki  tatilimiz, gün içinde yoğunluktan gece yorgunluktan, okumaya istediğim kadar zaman ayıramadım. Hal böyle olunca yine elimde uzadı da uzadı kitabım...Verdiğim uzun aradan dolayı özür diler anlayışınıza sığınıp yorumuma geçerim sevgili takipçilerim ve okurlarım :)




       Esirdi Şehr-i İstanbul... Kimileri boyun eğip,esir alanlarla iş birliği yaparak kurtarmaya çalışırken postu ,insanlar vardı, bazı insanlar... Esir Şehrin İnsanları...Anadolu'ya inanan , Mustafa Kemal'e güvenen Kuvayi Milliyi destekleyen...İrfan Beyler, Nedime Hanımlar, Kamil Beyler ve daha niceleri... 
       Kamil Bey'i ve diğerlerini Esir Şehrin İnsanları'nda okumuş ve sizinle paylaşmıştım. Esir Şehrin İnsanları Kemal Tahir'in Esir Şehir  üçlemesinin ilk kitabı idi.İlk kitabın sonunda  hatırlarsanız Kamil Bey bir sandığın içine saklanmış gizli belgeleri Kuvayi Milliyecilere verirken yakalanmış ve  hapishaneye atılmıştı. Hapishanede önüne sunulan onca şeye rağmen doğru bildiğini yapıp yedi yıl  mahpus olmak...Kamil Bey'e yakışan da buydu. Üçlemenin ikinci kitabı olan Esir Şehrin Mahpusları Kamil Bey'in hapishane günlerini hem kendisi ile hem de Osmanlı aristokrasisiyle hesaplaşması anlatıyor. Bu hesaplaşma esnasında Mustafa Kemal'e ve Kuvayi Milliye hareketine karşı olan İstanbul'un bir kısım insanlarına karşı sınırlı da olsa aydınların verdiği mücadele bu kez demir parmaklıklar arkasından anlatılıyor bize. Kitapta anlatılan birbirinden canlı karakterler o günlerin İstanbul'unda kol gezen her türlü pisliği de gözler önüne seriyor.

           Kemal Tahir'in dil zenginliği  ve hakimiyeti sayesinde o dönem argosunun da renklendirdiği kitap , açık söylemek gerekirse bana ilki kadar lezzetli gelmedi. Bi kere kapalı mekan beni bastı. Fenalıklar geldi içime. Karakterler ile yapılan uzun sohbetler sıkıcı geldi. Elbette karakterler üzerinden anlatılmak istenenin okuyucuya aktarılması  için o uzun diyaloglar olmalıydı ama ben sıkıldım işte. Bilirsiniz her zaman düşüncem ne ise onu olduğu gibi paylaşıyorum sizinle.


         Bir üçlemenin tüm kitapları okunmalı  diye düşünüp ilkinden sonra ikincisini de okumaya  karar vermiştim. Henüz kesin kararımı vermemiş olmakla birlikte   sanıyorum üçlemenin son kitabı Yol Ayrımı'nı okumadan önce araya başka kitaplar alıp biraz ferahlatacağım kendimi. Büyük ustaya ve bu müthiş üçlemeye haksızlık ve saygısızlık etmek istemem. Son söz olarak  ben size şöyle söyleyeyim ; belki oldukça yoğun bir yarıyıl tatilinde okumasaydım çok daha keyifli gelebilirdi Esir Şehrin Mahpusu bana...Demem o ki benden sebep okumaktan vazgeçmeyin sakın. Bazen bazı kitapları yanlış zamanda okuyarak onlara haksızlık ettiğimiz doğrudur...

      Bol kitaplı günler diliyorum...

Esir Şehrin İnsanları

14 Ocak 2015 Çarşamba

| | | 2 yorum


              Esir Şehrin İnsanları Kemal Tahir'in Esir Şehir üçlemesinin ilk kitabı.
             Abdülhamit'in en zengin vezirlerinden Selim Paşa'nın tek çocuğu olan Kamil Bey ,1. Dünya savaşı patlak vermeden önce ,Osmanlı İmparatorluğu'nun  bu savaşa  asla katılmayacağını öngörerek İspanyol prensi dostunun davetini kabul ederek Kordova'daki şatoya gitmiştir. Osmanlı İmparatorluğu'nun  savaşa girdiği haberini burada alır.. Kendisi bu durumda ne yapacağını danışmak için elçiliğe gidince İspanya'da kalarak tercümanlık görevi yapmasının vatan savunması açısından büyük faydası olacağı cevabını almıştır.
      Bu teklif aslında dünyaya bir çocuk getirecek karısı ile kendisini koruma altına almak manasına gelmektedir. Kamil Bey'in onuru zedelense de  bu teklifi kabul eder. Savaşın ve bu durumun uzun sürmeyeceğini düşünmektedir. Ancak hiç umduğu gibi olmaz ve savaş uzun yıllar sürer. Üstelik malumunuz üzre savaşa yanında girilen Almanya savaşı kaybeder ve  Osmanlı İmparatorluğu da yenik sayılır. 
     1. Dünya Savaşı sonrası İngilizler tarafından işgal edilmiş esir şehir İstanbul'a, karısı ve kızı ile birlikte geri döner Kamil Bey yıllar sonra. Ancak son yıllarda alışageldiği lüks yaşantıyı  değiştirmemek için İstanbul'daki mülkler hatta karısının mücevherleri bile satılmıştır. İşgal altındaki şehre döndüklerinde beş parasız kalmışlardır. Bir süre  karısı Nermin Hanım'ın  halasının evinde yaşamaları gerekmektedir. Kamil Bey, bu başkalarının eline bakarak sürdürülecek yaşamı içine sindiremez ve zor da olsa anneannesinden kalma bir köşkü az çok adam eder karısını ve kızını alarak oraya yerleşir. Yaşamak için para kazanmak gerekmektedir ve bir tesadüf sonucu karşılaştığı okul arkadaşı vasıtası ile Kamil Bey için onuruyla para kazanmasına vesile olacak bir iş teklifi yapılır.



          Ne çok şey anlattım değil mi? Aslında hiç huyum değildir. Okuyun  kendiniz görün isterim.Ama inanın buraya kadar anlattıklarım anlatmadıklarımın yanında devede kulak. Tam da yapılan iş teklifi sonrasında Kamil Bey'in hayatı kökten değişecek ve mütareke döneminin aydınlarının silahsız yürüttükleri savaşı, İstanbul'dan Anadolu'da verilen  milli mücadeleye kimlerin nasıl destek olduklarını okuyacaksınız.

      Daha önce Kemal Tahir'in Devlet Ana'sını okuyup sizlerle paylaşmıştım.(Teknik bir hatadan dolayı görsel olarak en rahatsız edici paylaşımımım olduğunu üzülerek bildirmek isterim ) Orada söylediklerimi yine kelimesi kelimesine katılıyorum.Tarih bu şekilde öğretilse , öğretilebilse keşke...Ya da aynı fikrimi bir kez de şu cümlelerle destekleyeyim. Millli mücadele yıllarını tarih kitaplarından okuduysanız  ve çok iyi biliyorsanız bile, o günlere dönüp adeta o yılların İstanbul'unda yaşamak için bu kitabı hatta bu üçlemeyi mutlaka okumalısınız. Ben şimdi izninizle Esir Şehrin Maphusları kitabıma başlamak üzere paylaşımıma burada son veriyorum.

      Eğer vakit ayırıp Devlet Ana yorumumu okuduysanız, yorumun sonunda "En kısa zamanda Esir Şehrin İnsanları alınıp okunacak." yazdığımı da göreceksiniz. Bu vesile ile kendi kendime sizin önünüzde verdiğim bir sözü de yerine getirmiş olmaktan dolayı sonsuz mutluyum efendim....Hoşçakalın, kitapla kalın....



                     Yazarımız Kemal Tahir'i bir kere daha saygı ve rahmetle analım...





          Eser bu kadar muazzam , konu da bu kadar mühim olunca tabi ki yapımcıların  ilgisini çekmiş. Kitabımız aynı adla sekiz bölümlük bir dizi film olmuş. Keyifli seyirler diliyorum sizler için bölüm bölüm paylaştım:)


Esir Şehrin İnsanları Dizi Film...

                                                              1. Bölüm
 
 
2. Bölüm
  
 
3. Bölüm
 
4. Bölüm
 
 
5. Bölüm
 
 
 
6. Bölüm
 
 
 
7. Bölüm
 
 
8. Bölüm
 
 
 
 
 


Şahika ve Feraye

2 Ocak 2015 Cuma

| | | 0 yorum
             

         Öyle güzel öyle keyifli başlamıştı ki ...Uzun zamandır aradığım tarzı ,yazarı ,üslubu buldum diyecektim neredeyse. Ama bi süre sonra, sanki bambaşka biri yazmaya başladı kitabı . Maalesef  hayal kırıklığı oldu benim için. Keşke daha 200'lü sayfalara gelindiğinde tam da tadında bitirseymiş yazarımız kitabı. Böyle uzam uzam uzatıp  ta acıklı Türk filmi moduna sokmasaymış...Sonlara doğru inanılmaz şeyler okudum. Sanki bir ortaokul öğrencisi ödev olarak bir hikaye yazıyormuşçasına amatör ,gereksiz diyaloglar vardı mesela. Üzülüyorum bu cümleleri kurarken çünkü gerçekten çok ama çok iyi başlamış ve çok keyif vermişti başlangıçta ...

      Kısaca anlatmak isterim merak edip okursunuz diye...
      Çanakkale Biga'da bir çiftlik evi...Çiftlikte sözü geçen, lafı dinlenen bir hanım anne. Hacı Nine...Hacı Nine yedi göbek sülale hacı hoca bir aileden geliyor. Oldukça tutucu ve katı. Hacı Nine'nin iki kızı iki oğlu var. Kızları Leman ve Benan evliler. Annelerinin zoru ile evlenmişlerdir ve elbette mutsuzdurlar. Oğullarından  Çakır Ağa Fatma Hanım ile evli. Kızları Feraye ve Şahika ile birlikte çiftlikte yaşıyor. Diğer oğul  Hasan  ipsiz ,sapsız, haylaz, dik başlı, hovarda, başına buyruk bir adam. Ne işler açacak tüm ailenin başına , hep birlikte nefret edeceğimiz gerçek bir  roman karakteri Hasan... Çiftlikte yaşayan başka insanlar da var. Cemal mesela...Hacı Nine'nin erkek kardeşi. Balkan Savaşı'nı yaşamış uzun süre tedavi görmüş, yarım bir adam. Fikir olarak ta ablasının tam zıttı. Üstelik Gülfem'e aşık. Olacak iş mi ? Gülfem kim mi? Gülfem çiftlik kahyası Süleyman Efendi'nin kızı. Cemal ile birbirlerine umutsuzca aşıklar...Süleyman Efendi dürüst, sadık çalıştığı çiftliğe yanlış yapmaktan korkan bir köylü adam. Felçli karısı ve savaşta şehit olmuş iki oğlunun acısına Gülfem'e yaslanarak katlanan acılı bir baba ,acılı bir koca...Çiftlikte bir de ayak işlerini yapan Rum aile var kızları Eleni aklınızda kalsın yeter... ;)

    Anlayacağınız kalabalık bir çiftlik evi. Herkes ayrı telden çalıyorken bile öyle böyle bir düzen tutturulmuş gidiyorken....Tüm bu anlatılanların arka fonunda 1. Dünya Savaşı yaşanmaktadır. Savaş başlamış Osmanlı Devleti de Almanların yanında savaşa girmiştir. Tek tek kınalı kuzular savaşa yollanmış, önce bir iki mektup gelmiş sonra da şehit haberleri arka arkaya...
   Çanakkale Savaşı'nı bire bir yaşatır bize Sinan Akyüz. Siperlerin içinde Koca Seyit 'in yanında gibi hissedersiniz kendinizi bu sayfalarda. Mustafa Kemal başarılarıyla adından söz ettirmeye başlamış halk yavaş yavaş kurtuluş mücadelesi için derinden derinden kımıldanmaya başlamıştır.
    Memlekette hal böyle iken çiftlikte de acayip şeyler olmaktadır. Şahika  babasından rıza alarak gönüllü hemşire olarak cepheye gider. Bu gidiş tüm hayatını değiştirecektir ama nereden bilsin ki Şahika...
    Kör olmayasıca Hasan İstanbul'a gidip gelmelerde bir hayat kadınına sevdalanınca .... Ohoooo bi baktım da şimdi ne çok şey anlattım yine...Biliyorum daha baştan pek kötü şeyler söyledim kitapla ilgili ama dediğim gibi gereksiz yere uzatılmadan dozunda bitirilse imiş  tadından yenmeyecek bir kitap olacakmış ... Yine de ben keyifle okunacak bir yazar tanıdığım için çok mutluyum. Diğer kitaplarını da fırsat buldukça aynı lezzeti bulacağım umudu ile okumak niyetindeyim...E o zaman yazarımızı tanıyalım ve diğer kitaplarına bir göz atalım değil mi ?



kaynak : http://www.ikizanneleri.net

   Sevimli bir ortak payda buldum  ( ikizleri varmış Sinan Bey'in de ) yazarımızla aramda ve bir de bu konu ile alakalı bir röportaja rastladım hatta...
       

        Sizi keyifli bir anlatımla tarihin sayfalarında yolculuğa çıkaracak bu kitabı satın almak için ...




İki Şiirin Arasında

24 Aralık 2014 Çarşamba

| | | 0 yorum
 
 
 
  
      Aile Çay Bahçesi'ydi okuduğum ilk Yekta Kopan kitabı. Çok beğendiğimi ve diğer kitaplarını da okumak istediğimi yazmıştım yorumumda. İki Şiirin Arasında'yla yine Yekta Kopan'ın o sıcacık öyküleriyle buluşmak hasret gidermek çok keyifli idi. Öyle güzel ki Yekta Kopan öyküleri. Sanki sizi yazıyormuş gibi, gençlik aşkınızı, ilk özlemlerinizi , hayal kırıklıklarınızı , mutluluklarınızı sizin için yazıyormuş gibi. Öyküler sanki tüy gibi yumuşak fakat bir balyoz gibi sert oluyor etkisi...Kulağınıza o bildiğiniz ses tonu ile anlatıyormuş gibi hissediyorsunuz okurken. Kısacası keyifli iş Yekta Kopan okumak.
 
   Bu kez iki bölümden oluşuyor kitabımız .Birinci bölüm Biraz Konuşabilir Miyiz?  İlk öykü Şarkılar Seni Söyler...Bir rakı masasında çocukluk arkadaşları ile demlenirken içinde bir hesaplaşma yaşayan, tuhafiye dükkanı kadar karmaşık olan baba oğul ilişkisini sorgulayan bir adamın hikayesi...Babanızı mahalledekilerden daha az tanıyor olmak nasıl can yakıcı olmalı bi düşünün....
Bölümdeki diğer öyküler Aşkın Ne Olduğunu Bilmiyorsun, Tommiks Gelse Kurtaramaz Bizi ,Öğretmen, İki Şiirin Arasında... Ben bu bölümden hatta tüm kitaptan en çok iki öyküyü beğendim. İlki öğretmen.  Buradan bir iki alıntıyı paylaşmak istedim sizinle.... "Arkadaşlarım toprağa düştü, dayandım. Akrabalarım yurdundan koparıldı dayandım. Ama öğrencilerin benden koparılıp işkence alındığında dayanamaz oldum , çürüdü yüreğim." 

      "Öğrencilerine mektubu sevdirmeyi çok istemiş. Düşünmüş taşınmış , farklı bir şey yapayım , demiş. Öğrencisinin o dönemdeki ruh haline,  edebiyat sevgisine,  hayatına uygun birer şair seçmiş. Artık hayatta olmayan şairler.  "Oturdum masanın başına , birine Can Yücel'in ağzından yazdım, birine Nâzım'ın ağzından. Kimin için Metin Altıok oldum kimi için Cemal Süreya. Bütün mektupların sonunda da dedim ki, ben çoktan öldüm ama bil ki senden gelecek bir mektup yaşadığım günleri daha değerli kılacak benim için, üşenmez de iki satırcık karalarsan mutlu olurum. Sonra koydum mektupları zarflara , yazdım üstlerine öğrencilerin adlarını. Pul da yapıştırdım. Geldim okula, verdim zarfı  Süleyman Efendi'ye. İkinci derse yeni başlamıştık , Süleyman Efendi kapıyı tıklatıp içeri girdi. Hocam , öğrencilere mektup var, dağıtabilir miyim, dedi. Bizimkilerin yüzünü görmen lazım. Nedir bu mektup, kimden geldi, diye hayret içindeler. Alır almaz anladılar tabi ama hiç çaktırmadılar. Hemen katıldılar oyuna anlayacağın. "
       "Cevap yazdılar mı peki?"
        "Ne yalan söyleyeyim , altmış öğrenciden altısı yazsa  bayram edecektim. Altmışı birden yazdı. Bir de oturup o şairin hayatına çalışmışlar falan, ona göre bir şeyler yazmışlar.Hatta aralarında şairine birkaç mektup daha yazan oldu.Bir  öğretmen daha ne ister ki? "
 
 
            Sevdiğim diğer öykü ise kitaba adını da veren İki Şiirin Arasında isimli öykü oldu. Bu bir mektup aslında...Bir adamın ölmüş karısına yazdığı bir mektup. Mektubunda karısına bizim öğretmenden de bahsediyor hatta ...Çok iç burkan bir öykü olduğunu tahmin edersiniz. En fenası da eşinin sağken arayıp bulamadığı nüfus cüzdanını eşinin ölümünden sonra kitaplığındaki bir şiir kitabının içinde iki şiirin arasında bulması. :(
 
           Kitabın ikinci bölümü Daha Önce Tanışmış Mıydık? Bu bölümde de nefis öyküler var. Ha bu arada neden böyle ayrılmış kitaptaki öyküler bilemedim ama öykülerin bi kısmı ilk kez okuyucu ile buluşuyormuş bir kısmı da daha önce çeşitli dergilerde yayınlanmış...  İlk bölüm, “Biraz Konuşabilir miyiz?”de “Şarkılar Seni Söyler” ve “İki Şiirin Arasında” ilk kez okurla buluşuyormuş. “Aşkın Ne Olduğunu Bilmiyorsun” Granta Türkiye'nin ilk sayısında, “Tommiks Gelse Kurtaramaz Bizi” ve “Öğretmen” de Ot dergisinde yayımlanmış. “Daha Önce Tanışmış mıydık?” adlı ikinci bölümdeki bazı öyküler Hayalet Gemi dergisinde çıkmış. Ben ikinci bölümde en çok Şerbetçi isimli öyküyü sevdim. Uykusuzluk hastalığına kapılan bir halkı ,kasabanın delisi ormandan topladığı malzemelerden yaptığı bir macun ile bu dertten kurtarmış. Adına Şerbetçi denen bu adam ormana gider macunu yapar ve herkese tek tek dağıtırmış. Bir gün insanların kendilerine verilen macunu sattığına tanık olarak kasabayı terk etmiş ve kasaba yeniden uykusuzluğa mahkum olmuş...Kendisi de uykusuzluk hastalığına yakalanan bir adamın gidip Şerbetçiyi buluşunun öyküsü...
        Yine keyifle okuyacağınız, hayatta es geçip ,atladığımız bazı anlarımızı hatırlatan nefis bir Yekta Kopan kitabı...Uzun süre etkisinden kurtulamayacaksınız....
 
 
 
              
 
               YEKTA KOPAN, 1968’de doğdu. Hacettepe Üniversitesi İşletme Bölümü’nden mezun oldu. Aşk  Mutfağından Yalnızlık Tarifleri adlı kitabı 2002 Sait Faik Hikâye Armağanı’na, Karbon Kopya adlı kitabı 2007 Dünya Kitap Yılın Telif Kitabı Ödülü’ne, Bir de Baktım Yoksun adlı kitabı da 2010 Yunus Nadi Öykü Ödülü’ne ve 2010 Haldun Taner Öykü Ödülü’nü değer bulundu. Çocuk kitabı Burun 2009’da yayımlandı. Kitapları çeşitli dillere çevrildi. Son olarak 2013 yılında Aile Çay Bahçesi adlı romanı yayımlandı.
 
Yekta Kopan’ın Can Yayınları’ndaki diğer kitapları:
 
 
 

Böğürtlen Kışı

22 Aralık 2014 Pazartesi

| | | 0 yorum
 

    Kitabım biteli çok oldu. Ama yazamadım. Çünkü çok feci hasta oldum ama öyle böyle değil yorgan döşek. Hani okuduğumuz kitaplar etkiler bizi falan deriz ya sanırım Böğürtlen Kışı'nda fena üşüttüm ben. Cuma gecesinden beri şişmiş bademcikler ve lenf bezleri ile ateşler içinde yatıyorum. Hatta bu yazıyı da size kendimi azıcık iyi hissetmeye başladığım bir gün yatağımdan yazıyorum. Affınıza sığınarak efendim:)
      Latife ediyorum tabi okuduğu kitaptan hasta olan ilk ve tek insan olarak literatüre geçmeye niyetim yok ama şaka bir yana dikkat edin kendinize bu kış grip fena vuruyor. Okuduğum ikinci Sarah Jio kitabıydı Böğürtlen Kışı ve şunu artık rahatlıkla söyleyebilirim ki bu kadın acayip yazıyor. Kitabın ilk sayfalarından itibaren müthiş bir öykünün içine çekiliyorsunuz. Hayatımızın içinden karakterler, mekanlar, her şey gözünüzün önünde canlanıyor. Okumuyor adeta yaşıyorsunuz. İşte ben de bildiğiniz daha doğrusu bu kitap sayesinde öğreneceğiniz mayıs ortasında kışı yani böğürtlen kışını  yaşadım adeta okurken. 
      


      

       İki farklı kadın...İki farklı yüzyıl.

       Vera 1933'ün Seattle'ında fakirliğin ve yokluğun kol gezdiği yıllarda üç yaşındaki oğlu ile yaşayan ve geceleri otelde temizlik yaparak geçimini sağlamaya çalışan genç bir kadın. 
     
      Claire günümüz Seattle'ında  oldukça güzel ve varlıklı bir hayat yaşayan başarılı bir gazeteci.
     
     Bu iki kadının da yaşamları bebeklerini kaybetmeleri ile birlikte alt üst olmuştur. Bu enteresan benzeşmeyi ortaya çıkaran ise yaklaşık yüz yıl sonra tekrarlayan kar fırtınasıdır. Müdürü bu enteresan meteoroloji olayını inceleme ve bununla ilgili bir makale yazma işini  Claire'a verir. İlk bakışta olay hiç ilgisini çekmez ancak arşivlere bakıp ta kendisi gibi bebeğini kaybeden bir kadına  rastlayınca ve bebeğe ne olduğuna dair en ufak bir bilginin olmadığına görünce konu ilgisini çekmeye başlar.Araştırdıkça yeni şeyler öğrenir ve hikaye gittikçe ilgi çekici hale gelir. Sonrasında  her iki yüzyıla ait sıcacık aşklar, çaresizlikler, aldanmalar, aldatmalar, acılar, sevinçler, umutlar ,umutsuzluklar sunulacaktır size...Vera ve Claire'in inanılmaz bir şekilde birbirine varan hikayelerini Sarah Jio'nun şahane anlatımı ile okuyacaksınız. Kitabın en güzel tarafı ise hikayeyi bize sadece Claire'in anlatmıyor oluşu. Hem Vera 'dan hem Claire' dan dinliyoruz olan biteni.

       Elinizden bırakmadan bitireceğiniz çok ama çok keyifli bir kitap Böğürtlen Kışı. İyi okur olma endişesini bir kenara bırakın da arada sırada böyle keyifli kitaplarla ödüllendirin kendinizi. Hayat Milena'ya Mektuplar 'la ,1984'lerle geçmiyor. Keyifli, sağlıklı bol okumalı günler diliyorum...:)

       Yüzünün güzelliği kitaplarına yansımış yazarımızı biraz tanımaya ne dersiniz?
 
     Sarah JIO, gazeteci, köşe yazarı ve şimdi kitapları dilden dile çevrilen duygulara dokunan bir yazar.New York Times'ın çok satan yazarlarından biri  Sarah Jıo.Asıl mesleği gazetecilik olan, kendi köşesinde hayatın her alanında yazıları ile okuyucu kitlesine seslenen sempatik bir isim. Eşi ve üç çocuğu ile Seattle'da yaşamaktadır.
 
 
 
 
Yazarın diğer kitaplarına buradan kolayca ulaşabilirsiniz...Üstelik set halinde de satılıyor.