Taş Kağıt Makas

20 Eylül 2015 Pazar

| | |




                  Ayfer Tunç'u çok severim. Neredeyse tüm kitaplarını okudum. Okumadığım birkaç kitabı da okunacaklar  listemde. Taş Kağıt Makas benim için başka bir özel şundan ötürü. Ayfer Tunç kitapları koleksiyonumu tamamlamak niyetiyle bu kitabı almak istediğimde nereye, kime sorsam olmadığını söyledi bana. Belki onlarca sahafa sordum ,arkadaşlarım vasıtasıyla sordurdum. Yok yok yok... Bir gün okulda öğretmen arkadaşım Şengül Hanım oğlu ile telefon konuşması yaparken oğlunun Beyazıt'ta sahaflarda olduğunu duydum. Bir ümit ona da kitabın adını verdik. Sağ olsun aradı soruşturdu ama maalesef orada da bulamadık. Artık ümidini kaybetmişken bir gün Şengül Hanım yanıma geldi ve bana güzel haberi verdi. Sağ olsun duyarlılık göstererek eşi de gittiği sahaflarda soruşturmuş benim için ve nihayet Kadıköy'de bir sahafta bulmuş. Nasıl sevindim inanın çocuklar gibi zıpladım. Birkaç gün sonra Taş Kağıt Makas elimdeydi. Bu vesileyle hem Şengül Hanım'a hem oğluna hem de eşine çok çok çok teşekkür ediyorum.



                                                   



                  Taş Kağıt Makas Ayfer Tunç'un öykü kitaplarından biri. İçinde Kaybetme Korkusu ,Taş Kağıt Makas ,Fehime ve Suzan Defter öyküleri var.
 
                 Kaybetme Korkusu, iki yaşında annesinin bağıra bağıra öldüğünü duyan Süsen'in babasına fazlaca bağlanmasını ve buna bağlı olarak gelişen olayları anlatıyor. Küçük kız babası onu kucağından bıraktığı anda nefes almayı bırakıp mosmor oluyor. Küçük bir çocukken normal gibi görünen bu davranış kız büyüyüp evlenme çağına geldiğinde bile devam edince garip karşılanmaya başlıyor etraf tarafından. Babası işini yapamaz hale geliyor emekliye ayrılıyor. O sırada genç bir ziraat mühendisi oğlan giriyor hayatlarına ve kız babasının elini bırakıp mühendisin koluna giriyor ve evlenip gidiyor. Hadi varın da bundan sonrasını siz okuyun. Can yakan bir öykü olduğunu belirtip diğer öyküye geçeyim. 



               Taş Kağıt Makas kitaba da adını veren şaak diye yüzümüze tokat atan Ayfer Tunç'un alışılagelmiş sıra dışı öykülerinden biri. Bu öyküde birbirini çok seven bir karı kocanın bir gün oyun olsun diye başlattıkları çocuk gibi konuşma halini fazla ciddiye alıp hayatlarını mahvetmesi anlatılıyor. Önce kadın kocasıyla minik bir kız çocuğunu taklit ederek konuşuyor. Canları bir kız çocuk çektiğinde kadın hemen o role bürünüyor. Sonra bir de erkek çocuk istiyorlar ve adam bir erkek  çocuğunu taklit ederek konuşmaya başlıyor. Giderek abartıyorlar bu oyunu ve sonunda adam kızı ile birlikte oluyor hissine kapıldığı için karısıyla sevişmemeye başlıyor. Derken adam sırf içine girdikleri  bu ortamdan kurtulmak için başka kadınlarla birlikte olmaya başlıyor. Ancak karısıyla çok kavga edipte evden çıktığı bir gece.... Aaaaaaa neredeyse en önemli kısmını söylüyordum. Tamam hemen sustum. Gerisini merak edin ve okuyun. Sarsıcı ve sıradışı bir Ayfer Tunç öyküsü işte.



             Sıradaki öykümüz Fehime. Fehime'yi okumaya başlarken önce  bir dumur vaziyeti vuku buluyor. Büyük harf yok. Nokta , virgül yada başka bir noktalama işareti de yok. Arka arkaya sıralanmış cümleler var. Okurken acayip geveze bir kadın  ya da adam karşınıza geçmiş ve başınızı şişire şişire bir şeyler anlatıyor gibi hissediyorsunuz. Hani olur ya "ben ona gelme dedim o bana geleceğim dedi, geldi ama sen bana gelme demiştin zaten ben anlamadım neden geldim dedi bla bla bla bla bla "diye nefes almadan konuşan bir kadın yada adam düşünen öyle işte. Okumaya başladığınızda önce bu noktalama işaretsiz cümleleri garipsiyor ancak birkaç satır sonra kendinizi Fehime'nin anlatımına kaptırıp  imlayı bir kenara koyup olaya dalış yapıyorsunuz.
          Teyzesi Fehime'yi ertesi gün  gelecek gemideki turistlere kitap satmak üzere Kuşadası'na gitmeye ikna ediyor. Fehime'nin erkek kardeşi de onlarla gelmek istiyor. Ertesi gün Fehime erkek kardeşi ve teyzesi Kuşadası'na gidiyorlar. Teyze otobüste de onları takip eden bir adamla kayıplara karışıyor sonra. Fehime ve Tahir kitap satmak ümidiyle bindikleri gemide para için kendini ,insanlığını satmış bir kendini bilmezin  de yardımıyla bir pedafolinin eline düşüyorlar. Adam bu iki yavruyu gemideki odasına kilitliyor. Tahir'e tecavüz ediyor. Fehime'yi taciz ederek bacaklarında sigara söndürmeye varan işkenceler yapıyor. Hikayenin devamını siz okuyun diye burada kesiyorum ama okurken nasıl içim şişti anlatamam size. İnsanoğlu nasıl bir yaratık ki her türlü pislik yine ondan çıkıyor. Akıl alacak gibi değil. Fehime ve Tahir bizim önümüze konan ve hikayenin sonunu düşünecek olursak nispeten şanslı iki yavrucak. Duymadığımız, bilmediğimiz, duyurulmayan nice vakalar vardır bunun gibi. Maruz kaldıkları tacizleri  utandığı korktuğu için söyleyemeyen çocuklar yine korktuğu için yapılanlara boyun eğenler. Allah ıslah etsin ne diyeyim !!!



kaynak : onedio.com



           Bize düşen görev ebeveyn olarak çocuklarımıza bu konuda gereken şeyleri öğretmek. Ürkütmeden ,korkutmadan ,hayattan soğutmadan temel kavramları anlatmak. Daha önce blogumda yazdığım Kırmızı Başlıklı Kız Ağlıyor isimli kitap yorumumu burada yeniden hatırlatmak isterim. Vakit ayırıp okursanız çocuklarımıza öğretmemiz gereken iç çamaşırı kurallarını orada ayrıntılı olarak anlatmıştım. Son olarak bu öyküyle ilgili söylemek istediğim ezber bozan kalemi ile Ayfer Tunç yine farkını göstermiş ve sekiz sayfada kimsenin kolay beceremeyeceği bir yalınlıkla konuya dikkat çekmeyi başarmış.



                Kitaptaki son öykü Suzan Defter. Suzan Defter'i yıllar önce tek öykü olarak basılmış haliyle okumuştum. Bu öyküyü okumaya başlayan herkes gibi ben de ilk sayfadan sonra diğer sayfaya geçip de cümle devam etmeyince yanlış basıldığını sandım. O şaşkınlıkla kitabı kurcalayınca öykünün günlük şeklinde yazıldığını, aynı tarihlerde farklı iki kişinin günlüklerine yazdıkları yazılar olduğunu anladım. Yeni okumaya başlarken herkesin düşündüğü gibi ben de önce bir günlüğü sonra diğer günlüğü okumayı düşündüm ama sonra Ayfer Tunç böyle yazdıysa vardır bir hikmeti deyip sıradan okumaya devam ettim.
              Bu kez Taş Kağıt Makas kitabında yine Suzan Defter öyküsü ile karşılaşınca ilk başta düşündüğüm şeyi yaptım ve önce yalnızlıktan bunalan evini satmak için ilan veren ancak sadece arayan bayanları kabul ederek aslında yalnızlığını paylaşacak bir arkadaş arayan  Ekmel Bey'in yazdıklarını okudum. Sonra da abisi ve abisinin sevgilisi Suzan arasında sıkışıp kalmış Derya'nın günlüğünü okudum.
          Nasıl okursanız okuyun Ayfer Tunç'un harika kalemi ile lezzetlenen bu öyküden çok zevk olacağınıza eminim. Bu iki samimi günlüğü okurken eğer benim bu kez yaptığım gibi önce soldaki  sayfaları bitirip sonra sağdaki sayfaları okursanız Derya'nın günlüğünü okurken acayip şaşıracaksınız. Ben şaşırmak istiyorum diyenler için ciddi ciddi okuma önerisidir bu. Ne var bu günlüklerde derseniz iki yalnız insan, bi sürü zayi olmuş hayat, yaşanmışlıklar, yaşanamayanlar, pişmanlıklar, anlar, ve bu iki insanın birbirlerinin yalnızlıklarında kendilerini bulma çabası.

             Ben şimdi yeni bir Ayfer Tunç kitabına yelken açarken hadi siz de edinin Taş Kağıt Makas'ı ve okumaya başlayın...
     

    2 yorum:

    Tuğba Karaca dedi ki...

    Çok iyi bir yorum.Kitap okuma aşkımı kamçıladı.En uygun fırsatta umarım kitabi okuyabilirim.

    Özlem Eke dedi ki...

    Teşekkür ederim arkadaşım. Okul açıldığında getiririm sana kitabı. Birlikte okumak ne kadar keyifli.

    Yorum Gönder